Paul F. Tompkins’in Muazzam Bayatlıktaki Hikâyesi: “Crying and Driving”

İyi bir hikâye her zaman, her şekilde iyidir. Başarısız bir anlatıcının ağzından çıktığı hâliyle de iyidir, usta bir fantazya yazarının kaleminden çıktığı hâliyle de; kötü bir zamanlamada da iyidir, iyi bir zamanlamada da; en iyi arkadaşınızın kelimeleriyle de iyidir, tüm arkadaşlık ilişkilerini  ‘yok abi ben dinliyorum sen devam et’ ” düsturuyla –nasıl oluyorsa- ilerleten o malum adamın kelimeleriyle de. İyi bir hikâyeyi bozmak mümkün değildir, . Sanırım iyi hikâye kavramının ta dibinde yatan, en temel nitelik de tam olarak bu: insanın deneyim evreni içerisinde olmasına rağmen insani sıfatlardan pek de etkilenmiyor olmak. Neredeyse kendine özgü bir gerçekliğe sahip olmak…

En kötü komedyenler bile iyi bir hikâye anlatabildikleri zaman, hiç olmazsa birkaç kahkaha toplayabilirler. Çünkü bir yerde komedyeni değil, hikâyeyi alkışlıyor hâle geliriz. Çekim ekini değiştirelim. Çünkü bir yerde komedyeni değil, hikâyeyi alkışlıyor hâle geliyorum. Son zamanlarda beni komediye çeken esas şeyin tek başına şakalar, orijinal/bayat/bayat olduğu hâlde orijinal servis edilen gözlemler değil, iyi hikâyeler olduğunu fark etmeye başladım. Çünkü hikâyelerin bana karşı bir görevleri yok; kurgu, yapı ve teslim şekillerini takdir etmemi, tutarlılıklarını doğrulamamı beklemiyorlar benden. Gülmemi, kendilerinden bir ders çıkarmamı bile beklemiyorlar. Yalnızca varlar, benimle işitsel harici bir ilişki kurdukları da yok. İnsanların tarih boyunca çiçeklere atfettiği kendiliğinden, karşılıksız güzellik ve çekicilik, bence iyi hikâyelerde de var.

O yüzden, Paul F. Tompkins’in Crying and Driving ile ortaya koyduğu performansın beni etkilememesi için neredeyse hiçbir sebep mevcut değildi. Hâliyle, aşk da doğal bir şekilde gerçekleşti.

Bu aralar beni derinden etkileme işlemini acımasızca devam ettiren Bojack Horseman da dâhil olmak üzere birçok farklı projede imzası olan Tompkins, iyi bir(kaç) hikâyenin iyi bir anlatıcının elinde nasıl büyüyüp serpilebileceğinin en iyi kanıtlarından bir tanesi. Crying and Driving ise, şu an elimizin altında, hoş bir alışılmışlık hissiyatı ile yatan türlü türlü iletişim ortamı olmazdan önce, insanların görmek, dinlemek veya herhangi bir şekilde şahit olabilmek için uzun zamanlar beklediği, uzun yollar kat ettiği veya büyük paralar döktüğü gösterilerin, modern dönem kaygılarıyla mutlu mesut bir biçimde evlendirilmiş versiyonu.

Tompkins’in geç olgunlaşmak teması üzerinden anlattığı ehliyet, alkol, yanlış ilişki kararları ve kerizlik hikâyeleri o kadar dolu, o kadar tanıdık ve anlatıcının ses tonu, kıyafeti (ve hatta sahne düzeni) ile oluşturduğu karaktere o kadar uygun ki, herhangi bir şaka, gözlem veya diğer alışıldık stand-up unsuruna gerek bırakmıyorlar. Bir arkadaşınıza, başka bir arkadaşınızı, yok yok bir akrabanızı neden çok komik bulduğunuzu anlatmaya çalışırken kafanızda toparlayamadığınız tüm kelimeleri düşünün; Crying and Driving tam da o şekilde eğlenceli. Hem de bu senaryoda, tavsiye vermedeki kaçınılmaz başarısızlığınız sonucu tavsiyeye hedef olan arkadaşınızın suratındaki ısrarı susturma amaçlı zoraki gülümseme ve  ‘heh heh abi ilginçmiş’  yok.

Paul F. Tompkins, günümüz stand-up dünyasının tahmin edilebilirliği içerisinde sıyrılabilen bir komedyen. Onca amaçsız saldırganlık, öz nefret ve nihilizm arasında bir nebze de olsa parlayabilmenin kolay olduğu düşünülebilir, ancak onca insanı bilindik bir dizi hikâye etrafında, sanki elektrikler kesilmiş de aile birden hayret bir sohbet sevdasına kapılmış gibi toplamak gerçekten de basit bir iş değil. Yazı boyunca iyi hikâyelere gereğinden fazla romantizm addettiğimi düşünebilirsiniz, hak veririm. Ama Crying and Driving’i izledikten sonra suratımda oluşan kayıtsız gülümsemeyi düşündüğümde, az bile yaptım demekten kendimi alamıyorum.


Tweetle Facebook'ta Paylaş Google Plus'ta ne yapılıyorsa onu yap. Pocket

Comments

Comments are closed