Mike Birbiglia ile Sıradanın Komedisi: “Thank God For Jokes”

Bir şakayı şaka yapan nedir? Sorduğunuz kişi sayısı kadar cevabı olan bu soruya bizzat salça olmam gerekirse, hedef aldığı biri ya da bir şey olması diyebilirim. Tabii ki bu cevabıma karşılık içerisinde bolca absürt ve Dada geçen bir itirazda bulunulabilir, ancak fonksiyonel bir tanım, çıkış yapabileceğimiz bir nokta elde etmek adına kullanışlı olduğunu düşünüyorum. Bu hedef kavramı, aynı zamanda şakaya toplumsal bir taraf da kazandırır: şakayı yapan ve şakanın hedefi olan kişiler arasında bir üstünlük ilişkisi kurulur bu vasıtayla. Bu ilişkinin illa iki yüzyıl öncesinden kalma, köktenci, hatta günümüz bakışıyla rahatlıkla sapkın denebilecek bir doğal seleksiyon okuması üzerinden, ‘ez ya da ezil’ yorumu ile açıklanması gerekmiyor. Bilakis, şaka ve mizahın toplumsal grupların kurulumu, bütünlüğü ve dayanışması adına önemli bir etken olduğu söylenebilir ve yaygın olarak da söylenmekte.

ABD’li komedyen (ve yönetmen) Mike Birbiglia’nın Thank God For Jokes da anlatmaya çalıştığı, dert edindiği şey de bu: şakaların bizi biz yapan, dip dibe durmamıza önayak olan faktörlerden olduğu. Bu ifadenin bazısına çok bariz, bazısına çok bayat gelebilecek olduğu açık. Ancak içinden geçtiğimiz zamanlara dair anlattığı çok önemli şeyler var.

Mike Birbiglia, bana göre günümüz stand-up sahnesinin en ilgi çekici isimlerinden bir tanesi. Sadece yaptığı şakalarla veya anlattığı hikayelerle değil, o hikayeleri anlatırken nasıl bir tavır takındığı, sergilediği performansı nasıl ince ve şeffaf bir samimiyet örtüsü ile kapladığı ile de kazanıyor bu titri. Kibre kaçmayan tevazuunun ve usandırıcı bir öznefretten uzak, tanıdık sıradanlığının ardını görüp, sahnede ve izleyenler üzerinde kurduğu hakimiyeti doğrudan hissetmek çok güç. Yer yer doğaçlama bir şov izlediğimi zannettirecek kadar üst düzey bir iletişim altyapısına sahip olan Thank God For Jokes, bir ayağı bağımsız film dünyasında olan Birbiglia’nın prodüksiyon anlayışının nezih bir ürünü. Birbiglia, hayatından bir parçayı eline alıp evire çevire her köşe ve bucağını seyirciyle paylaşmak ve ‘karşılıklı olarak’ alay etmek, gülmek, sıradan olanın suyunu sıkıp absürdü çıkartmak üzerine kuruyor komedisini. Bununla beraber, kendisini izlemeye gelen seyircilerinden birini, ayaküstü sorduğu bir soruyla birden diğer yüzlerce seyircinin şebeği hâline getirip, yetmezmiş gibi bir de bu dakikaları filme alıp Netflix’te milyonlarca diğer potansiyel seyircinin beğenisine sunabiliyor. Bunu yapma iznine sahip. Zira yaptığı kelime seçimlerinden tutun, mimikleri, jestleri ve ses tonuna kadar, elindeki her şeyi seyirciyle dirsek temasında kalmak için kullanıyor.

Artık bir sanatçıyı veya ürettiği işleri anlatırken samimi kelimesini kullanmadan önce iki kez düşünüyorum. Dışı rengarenk boyalı, içi ise ön gruplar sahnedeyken bir Ağustos müzik festivali alanı kadar boş olan içerik fetişine günbegün tanık ve katılımcı oluyorken, bu fetişin geçer akçesi olan samimi sıfatını bol keseden dağıtmak en iyi ihtimalle yanıltıcı, en kötü ihtimalle ise düpedüz sahtekarlık oluyor. Bu nedenle, bir kültür ürününe samimi demeden önce içeriğe, yani sanatçının anlattığı şeyin gerçekte olduğu şeye bir iki kez tıklatıp, yankı yapıyor mu diye kontrol ediyorum.

Thank God For Jokes, bu anlamda gerçekten dolu bir gösteri. Stil ve içerik arasında yakaladığı enfes uyum, Birbiglia’nın komedisini besleyen en kaynaklar arasından belki de en kuvvetlisi. Çok basit birkaç önerme üzerinden yola çıkıyor Birbiglia, hatta bunu tek bir taneye indirgemek bile mümkündür belki: bizi bir araya getiren şakalar, şaka yapmayı beceremeyen insanlar tarafından mahvediliyor. Evet, her şakanın bir hedefi vardır; her şaka birini, bir şekilde incitir. Ama atıcının zamanlaması veya mekan algısı yanlışsa ne yapacağız? Daha da kötüsü, zamanın hiper hassas geist’ından fazla fazla nasiplenen bir hedef ile karşı karşıyaysa ne yapacağız? Mesafelerin kısalması ve hassasiyetlerin artması gibi iki ayrık gelişmenin, bir şakanın bağlamından kopuk değerlendirilmesi gibi ufak bir katalizör ile nasıl tehlikeli bir bileşkeye dönüşebildiğini Charlie Hebdo ve daha nicesinde görmedik mi? O hâlde kendimize şunu sorabiliriz: bağlamından kopuk değerlendirilen şakaların elde ettiği gücü hafife almakta neden ısrarcıyız?

Neredeyse tüm komedyenlerin kendi mahremini doğrudan veya dolaylı, gerçekten veya yalandan teşhir ederek seyirciyle bir bağ yakalamaya çalıştığı çoğumuza malum olmuştur. Ancak pek az komedyen bu bağı Birbiglia kadar doğal, eforsuz, zorlamasız, pürüzsüz, kılçıksız, neredeyse seyirciden habersiz bir şekilde kurmaya muktedir. Sorduğu ve sordurduğu sorular ise sunumun güzelliğine bir ağırlık, vakurluk katabilecek derecede dolu, ilgili ve güncel. Samimiyet ve mizah gibi kavramların her saniye daha da aşındığı bir zamanda, ‘samimi bir mizahçı’ lafını hak edecek bir komedyen varsa o da Mike Birbiglia.


Tweetle Facebook'ta Paylaş Google Plus'ta ne yapılıyorsa onu yap. Pocket

Comments

Comments are closed