“It’s Always Sunny in Philadelphia”: Gerekçeli Sosyopatlık ile İlahi Adalet Kavramının Yıkımı

Kimin iki başparmağı var ve bu yazıya nasıl başlayacağını bilmiyor? *kendimi gösteriyorum* Bunun nedeni It’s Always Sunny in Philadelphia’nın uzun soluklu bir yapım olması ve nereden başlayacağımı bilememem değil, Seinfeld-vari elle tutulmazlığıdır. Yoluma bir Michael Scott analojisi oluşturarak devam etmek istiyorum. Nasıl ki yaşlı, dişleri dökülmüş, Çinli bir kadının hala dinç ve yaşıyor olması bizde hayret uyandırıyor ve hiçbir utanç emaresi göstermeden her kuyruğa kaynak yapmasına rağmen ölmesini istemiyor hatta ondan gözlerimizi alamıyorsak, Sunny de aynı şekilde kendi formatındaki durum komedilerinin standart yaşam süresini aşmış olmasına rağmen zinde bir şekilde devam ederek bizi şaşırtıyor ve kendi üzerine düşmeyen her konuyu inatla irdeleyip bizi sinir ediyor, fakat kendimden ve okuduğum izleyici yorumlarından anladığım kadarıyla çoğumuzun izlemeyi bırakmaya niyeti yok. Burada yaptığım yaşlılık göndermesi Sunny’nin on iki sezondur devam ediyor olması ile de sınırlı değil, zira tüm zamanlarını belirli bir kafe veya barda geçiren bir arkadaş grubunun etrafına inşa edilmiş durum komedisi formatı da epey uzun bir süredir sağılıyor.

Sunny teknik açıdan arkadaş grubu olan ana karakterleri ve hep beraber vakit geçirdikleri barları ile Friends’e ve tematik açıdan ise “hiçbir şey hakkında” olması ile Seinfeld’e benziyor. Fakat bu benzerlik büyük resme bakıldığında çok silik kalıyor. Sunny’yi farklı kılan şey ise karakterleri ve bu karakterlerin anlatıda sunuluş şekli. Dennis’in tecavüz imaları, üstü kapalı cinayet itirafları ve hissizliği ile çok bariz bir psikopat olması; Sweet Dee’nin akıl almaz narsisizmi; Frank’in iş dünyasındaki acımasızlığı (bkz: terhane); Charlie’nin uhu bağımlılığı, suç derecesindeki sapkın takipçilik eğilimleri, akli denge bozukluğu ve kendisine ve çevresindekilere hayati tehlike oluşturan zeka geriliği; beyni yıkanmış fakat sıkılmamış Mac’in ikiyüzlü yobazlığı ve grup olarak hayatlarını mahvettikleri hatta ölümüne bile neden oldukları insan yığını ile Sunny, hazmedilmesi kolay bir dizi değil. Bunun yanısıra Sunny tecavüz, çocuk istismarı, kadın cinayetleri, ırkçılık, homofobi ve işçi sömürüsü gibi gündemdeki her hassas konuyu pek tercih edilmeyen bir açıdan işlemeyi görev edinmiş durumda, yalnızca bölüm isimlerine bakılarak bile bu sonuç çıkarılabilir. Bu karakterler ve işlenen bu konular ile ortalama bir drama dizisinin ikinci bölümü var olmaz, ortalama tek boyutlu bir durum komedisi ise üçüncü sezonda izleyici gülerken suçlu hissetmekten sıkıldığı için iptal edilirdi. Peki, Sunny’nin devam etmesini sağlayan şey nedir? Burada devreye karakterlerin izleyiciye sunuluş şeklinin girdiğini düşünüyorum ve bu savımı psikopatoloji ile desteklemeye çalışacağım.

İkinci sezonda Frank’in gelişi ile ana karakterler basmakalıplıktan az da olsa uzaklaştılar, çünkü Dennis ve Dee’nin babası olan Frank beraberinde getirdiği çöp suyu kişiliği ile bize bu iki karakterdeki sorunun doğuştan olmadığını gösterdi. Dizi ilerledikçe her karakterin yetiştirildiği ortam ebeveynleri aracılığı ile izleyiciye sunuldu ve anladık ki bu karakterler maceradan maceraya koşan yaramaz bir arkadaş grubu değil, kötü yetiştirilmiş sorunlu bir grup insan. Para avcısı bir anne ve Frank gibi bir babanın çocukları olan Dennis ve Dee, hapisten iki adım uzaklaşamayan bir baba ve hayatı boyunca toplam üç cümle kurmuş bir annenin oğlu olan Mac, ve nemfomanisi ile aptallığı doğru orantılı olan bir annenin oğlu olan Charlie’nin çocukluklarında sağlam bir kişilik oluşturmaya yetecek kadar ilgi ve şefkat görmediklerini varsaymak eminim zorlama olmaz. Grubun genelinde gözlemlenen sosyopatlığın yanısıra bu ilgi ve şefkat eksikliği farklı maskelerle bireysel olarak da kendini gösteriyor, psikopatlık, nevrotiklik, narsisizm gibi. Bu sayede hâlihazırda tek boyutluluktan çıkarılmış karakterler daha da derinlik kazanıyor. Ana karakterlerden yalnızca Frank’in geçmişine dair elle tutulur bir bilgi yok, ama onun da gerekçesi baby boomer* olması sanırım.

Sunny’nin benimsediği bu natüralist anlatı biçimi yalnızca karakterlerini derinleştirip dizinin kalitesini arttırmakla kalmıyor, aynı zamanda kurgu içerisinde işlevsel bir araç olarak da kullanılıyor. Natüralist anlatı biçimi karakterlerin yaptıkları kötülükler için bir gerekçe sunuyor ve bu sayede zaman zaman ilahi adaletin işleyişi erteleniyor. Sorunlu arkadaş grubumuz şu zamana kadar mala, mülke, insana ve Amerika’nın eğitim sistemine türlü zararlar vermiş olsa da hak ettikleri ceza hiçbir zaman görünürde değil. Elbette bölüm içerisinde minik itfalar yaşanıyor fakat geniş ölçekte çoğu şey yanlarına kalıyor. Örneğin ilk sezonda tek hatası Dee’den hoşlanmak olan içi pamuk şekerle dolu bir rahibi Harvey Dent suratlı bir kokain bağımlısına döndürdüler fakat on iki sezondur ne doğru düzgün bir özür dilediler ne de karşılık olarak başlarına bir şey geldi. Kurgularda kötü adamın geçmişine dair hüzünlü bir geriye dönüş verildiğinde, alıcı yapılan kötülüğü daha savunulabilir görmeye başlar. Aynı şekilde Sunny’de de karakterlerin sorunlu geçmişlerinde ne kadar derine inilirse, seyirci zaten işlemeyen ilahi adaleti o kadar gereksiz buluyor. İlahi adalet işlemeyince haliyle dizinin de elle tutulur bir sonu olmuyor ve böylelikle on dördüncü sezona ve eminim dahasına rahatlıkla imza atabiliyorlar.

Yeni sezonun önceki sezonlardan hiçbir farkı olmadığını söyleyebilirim. Değişmeyen kaba mizahı ve pis cüretkârlığı ile aynı küfürleri ettirdi ve aynı desibelde kahkaha attırdı bana. Üstelik Sunny’ye çok yakıştırdığım bottle episode** formatlı bir bölüm de var. Dizinin düzenli izleyicileri için beklentilerin ne altında kalan ne de üstüne çıkan, tatmin edici bir sezon. Eğer bu diziyi izlemeye başlama niyetiniz var ise de on iki sezon gözünüzü korkutmasın, zira karşı daireyi gözetlemek gibi, gazete okuyor olsalar da izlemeyi bırakamıyorsunuz ve bir bakmışsınız işe gitmişler bile.

* Baby boomer‘lar İkinci Dünya Savaşı sonrası ABD’deki nüfus azlığını çözmek üzere başlatılan nüfus hareketinin meyvesi olan kuşaktır.

** Bottle episode minimum set ve karakterle çekilen dizi bölümünü tanımlamak için kullanılır.


Tweetle Facebook'ta Paylaş Google Plus'ta ne yapılıyorsa onu yap. Pocket

Comments

Comments are closed