Dünyanın En İyi Elvis Presley Taklidi Yapan Babası: “Toni Erdmann” 

Günümüzde Almanların mizah anlayışının olmadığına dair, tam olarak hangi sebepten ötürü ya da ne şekilde türediğini kestiremediğimiz, dayanak noktası pek de kuvvetli olmamasına rağmen fazlasıyla popüler olan bir inanış mevcuttur ve bu inanış bir şekilde çoğumuzun daha önce karşısına çıkmıştır. İlk duyduğunuz andan itibaren bize pek de inandırıcı gelmeyen bu klişe önermeye kulak asmamışızdır; fakat yine de sabit bir önyargı olarak özümsemişizdir. Doğru olmadığı apaçık ortada olan bu inanışın neden yanlış olduğunu ispat etmek için çabalamanın kanımca zaten gereği yoktur. Dolayısıyla bu kısmı tümden es geçiyor ve tek başına bu önyargıyı yıkabilecek kadar güçlü bir Alman komedisine, Toni Erdmann‘a odaklanıyoruz.

Toni Erdmann, daha henüz açılış sahnesi ile çok da rahat izlenebilecek bir film olmadığının sinyallerini veriyor. Filmin merkezinde çoğunlukla fiziksellik ve görsellik üzerinden gelişen, herkese hitap etmediği öne sürülebilecek bir mizah anlayışına sahip olan Winfried Conradi adlı bir babanın deneysel (bazen bayat) şakalarının yanısıra; bir adet peruk ve kocaman bir diş protezi var. Lakin bu, filmin yalnızca hiçbir şeyi ciddiye almayan yaşlıca bir adamın birtakım şakalarından ve şapşal tiplemelerinden ibaret olduğu anlamına kesinlikle gelmiyor. Winfried’in bir türlü istediği yakınlığı elde edemediği, Bükreş’te yaşayan, başarılı bir insan olmasına karşın daima mutsuz olduğu izlenimini uyandıran, aşırı derecede işkolik, ciddi ve stoik kızıyla özel bir bağ kurmaya çalışması da izleyiciyi modern hayatın olumsuz tarafına ait en bilindik temalarından olan iletişimsizlik ve yalnızlık sorununu klişelere bulaşmadan irdelenmeye davet ediyor. Tam olarak burada Winfried’in alter egosu diyebileceğimiz Toni Erdmann karakteri devreye giriyor ve kızının iç karartıcı hayatını deyim yerindeyse istila ediyor.

Abartılı perukları, takma dişleri, kostümleri, büründüğü karakterler ve gerçekle kurgu arasında çok ince bir çizgide devamlı olarak gidip gelen performanslarıyla Winfried bana Andy Kaufman’ı anımsatıyor. Kaufman’ın cesur tarzına paralel olarak Winfried de seyircisinin üstüne gitmekten çekinmiyor, seyirciyi kışkırtıyor. Sürekli rahatsız edici durumlar yaratarak hem kendisini hem de izleyenleri zor durumda bırakırken onları kontrpiyede yakalamaya çalışıyor ve başarılı da oluyor. Dolayısıyla Toni Erdmann‘da mizah adına yalnızca birkaç peruk, takma diş ve şaka malzemelerinden çok daha fazlasını bulmak mümkün. Tıpkı Andy Kaufman’ın bizlere  ‘Elvis Presley taklidi yapan yabancı adam’ taklidinden veya ‘Dünya Cinsiyetlerarası Güreş Şampiyonu’ personasından çok daha fazlasını ifade etmesi gibi. Bu durumda, yine Kaufman’dan yola çıkarak, Winfried’in seyircisinin de aslında kendisi olduğunu ileri sürmek de mümkündür diye düşünmekteyim. Zira bu denklemi doğru kurduğumuz takdirde iki tarafta da komediyi kendisini eğlendirmek motivasyonuyla, izleyenlere çeşitli tuzaklar kurmak suretiyle icra eden iki dahi olduğu görülecektir. Asıl maksadın taklidi izleyeni güldürmek değil, onu kandırmak olduğu ortadadır. Bu nedenle, bu olağandışı komedi tarzının bir nevi özgün bir performans sanatına denk düştüğünü söylemek pek de abartılı olmayacaktır.

Özetlemek gerekirse Toni Erdmann, modern yaşamın katı, acımasız ve monoton absürtlüğünü onu hiç ciddiye almayan bir adamın ağzından -hatta belki de takma dişlerinden- eleştiriyor. Fakat bunu yaparken milyonlarca kez duyduğumuz bayat argümanları tekrar ısıtıp servis etmekten daha fazlasını yapıyor. Yüzünden çaresizliği gayet net bir şekilde okunan bir insanın giyinip soyunmasının bile ne kadar tuhaf ve gülünç bir eylem olabileceğini gösteriyor ve bizi bu tahammül etmesi güç yaşam biçiminden uzaklaştıracak alternatif bir yol ile tanıştırıyor. Bu yolun kenarında Andy Kaufman oturuyor ve İngiliz aksanlı yüksek sesiyle baştan sona F. Scott Fitzgerald’ın Muhteşem Gatsby‘sini okuyor. Tüm bunları göz önüne aldığımızda, filmin göz korkutan 3 saate yakın süresi de bu başarılı yapımın tadını çıkarmaya hiçbir engel teşkil etmiyor.


Tweetle Facebook'ta Paylaş Google Plus'ta ne yapılıyorsa onu yap. Pocket

Comments

Comments are closed