Bo Burnham’dan Gösteri Olmak İstemeyen Bir Gösteri: “Make Happy”

Stand-up  formatı temelde o doğuştan nükteye sahip komik arkadaşı sahneye yerleştirip karşısına bir salon dolusu tanımadığı surat oturtarak oluşturuluyor aslında. Bu süreçte işin içine sermaye girdiği için o doğallık, doğuştanlık yok oluyor ve sahnedeki insanın bir palyaçodan farkı kalmıyor tabii. Stand-up esasında dördüncü duvarı olmayan etkileşimli bir tiyatro sanatı olmasına rağmen, seyirciden para ödemiş olmanın verdiği güven ile gelen yoğun tüketim isteği sanatçıya sahnedeki icrayı bir kurguya çevirmekten başka bir şans bırakmıyor. Fakat icracının işi burada bitmiyor, seyirciye yine de o dördüncü duvarın olmadığına, anlatının kendiliğinden geliştiğine inandırması gerekiyor. Louis CK, Mike Birbiglia gibi usta komedyenler bunu arkalarında hiçbir delil bırakmadan başarıyorlar, fakat Bo Burnham bu yalana ortak olmayı reddediyor. Y kuşağının tekelinde olan eğlence sektörü post-post(…)modernizmden bu denli etkilenirken, stand-up sanatı için meta kavramının hala yeni, olgunlaşmamış olması bu yüzden sanırım. Zaman zaman çoğu komedyen gösterisinde meta şakalara yer veriyor elbette, fakat Bo bu kavramı daha büyük bir ölçekle ele alıyor. “Make Happy” her saniyesinde kendine atıfta bulunarak sektördeki ilk meta-stand up olma hakkını kazanıyor.

Önceki gösterilerinde sahnede benimsediği “kibirli sanatçı” ve “depresif ergen” karakterleri “Make Happy”de yerini “mutsuz palyaçoya” bırakıyor. Bo Burnham gösteriyi bir palyaço olarak uyanıp sahneye çıkmak için hazırlandığı videosuyla açarak komedyenliğin karanlık tarafını yüzeysel bir şekilde irdelemeye başlıyor. Gösteri sırasında önceki gösterilerinde de olduğu gibi Bo’nun hayatına dair hiçbir şey öğrenemiyorsunuz, “geçen gün dişçideydim, marketteydim” şeklinde başlayan geleneksel stand-up’ın en sağlam rezervi olan komik anılara yer yok. Bazen kendine dair bir şeyler anlattığını sanıyorsunuz fakat onların da performansın sürekliliği için üretilmiş birer kurgu ürünü olduğu kendini dolaylı olarak belli ediyor. İcracının hayatı ve eserleri arasındaki bağların koparılması suretiyle, komedyenin hayatına dair komik anılar anlatması üzerine kurulu geleneksel stand-up formatına meydan okunuyor. Bo’nun bunun para ödenerek izlenen bir icra olduğunu sözlü ve dolaylı olarak seyircinin gözüne sokması yetmiyormuş gibi, gösterinin ortalarına doğru bir Cheetos reklamı var.

Bo Burnham hicvini eğlence sektörünün diğer kollarına da yöneltiyor. Beyanları ve şiirselliği ile öne çıkan rap müziğinin günümüzde yalnızca cezbedici tempolara eşlik eden anlamsız kelime yığınları oluşunu ve “country” müziğinin kırsal hayatlara hitap etmeyi bırakıp bir iki tüzel sanatçının sağmal ineği haline gelmesini, bu müzik türlerine atıfta bulunan, kendi yazdığı şarkılarla güçlü bir şekilde eleştiriyor. Bunlar Bo’nun gösterisinde kendi düşüncelerine yer verdiği nadir anlar.

Gizlediği asıl karakterini 45 dakikanın sonunda fazlasıyla telafi eder gibi hiçbir komedyenin yapamadığı kadar gerçekçi bir şekilde ortaya çıkarıyor. Gösterinin başında irdelemeye başladığı komedyenliğin karanlık tarafını “Kanye Rant”inde tamamıyla açık ediyor. Bo, Kanye West’in son turunda sorunlarından bir melodi eşliğinde şarkıya benzer bir formatta bahsettiği kısmı alıp biraz bozarak kendi gösterisine ekliyor. Sahnede tek başına olmanın, izleyiciyi güldürme ihtiyacının ve bunu parayla yapıyor olmanın getirdiği yükümlülüğün, kendi kişiliğine sadık kalma çabasının ve seyirciden anlık geri bildirim alınan acımasız stand-up formatının akıl sağlığına verdiği zararı bu yöntem ile çok içten bir şekilde aktarmayı başarıyor. Bu kadar derine inmeden önce elinin Pringles kutusuna sığmaması ve burrito’sunun içindeki etlerin dökülmesi gibi olabildiğince önemsiz sorunlardan bahsediyor ve yarattığı bu tezat hem sıkıntılarının ciddiyetini vurguluyor hem de mizah elementini oluşturuyor. YouTube’da doğan ve orada harman olan bir icracı olarak izleyicisinin yüz kazanması ve onlarla fiziksel olarak bu denli yakın olması Bo’nun kaldırmakta zorlandığı yenilikler. O, sahnedeyken mutlu olamayacak kadar huzursuz ve biraz olsun rahatlayabilmek için bunu seyircisiyle paylaşmayı deniyor. Gösterinin sonundaki videoda ise sahneden inip mutlu hayatına geri dönüyor.

Bo Burnham’ın gösterilerinde benimsediği bu teatral tarzın tesadüfi olduğunu düşünmüyorum. “Make Happy” teknik açıdan analiz edilince şaşırtıcı bir şekilde çok güzel bir epik tiyatro örneği olduğu görülüyor. Bo dördüncü duvarın yıkıntılarının üzerinde dans ederken seyircinin bu icranın bir kurgu olduğunu unutmasına bir saniyeliğine bile izin vermiyor. Müziği ve ışıkları bir stand-up gösterisinde bu denli etkili bir şekilde kullanması eminim Bertolt Brecht’in* gözlerini dolduruyordur. “Kanye Rant”ine uygulanan dramatik sinematografi, Bo’nun beyanlarını çok ustaca vurguluyor. Seyircinin beklentilerini karşılamanın yarattığı baskı ve sahnede yalnız olma temaları ışıklandırma ile görsel olarak da seyirciye sunuluyor.

Bo Burnham, stand-up için geç kalınmış yeni bir soluk. Bugüne kadar itinayla saklanmaya çalışılan, stand-up söz konusu ise sahnedeki icraların hepsinin birer kurgu olduğu gerçeğini saklamayı bırakın, ilk gösterisinden beridir seyircisine haykırıyor ve Y kuşağının baskın olduğu seyirci kitlesi bu durumdan gayet memnunmuş gibi görünüyor. Bo’nun başarısı geleneksel stand-up formatının ölüm fermanı değil elbette. İçerik iyi olduğu sürece formatın fazla bir önemi kalmıyor bence, fakat vasat komedi diyarında yeterince komik anının anlatıldığı ve 11 Eylül şakası yapıldığını düşünüyorum.

 

*Bertolt Brecht, Epik Tiyatro, namıdiğer Diyalektik Tiyatro’nun kurucusudur.


Tweetle Facebook'ta Paylaş Google Plus'ta ne yapılıyorsa onu yap. Pocket

Comments

Comments are closed